Hekimlerin Vazgeçemediği İlaç: Gül

Prof. Dr. Ayten Altıntaş
{{ '2015-05-18 13:58:00' | moment2 }}
Yazarın
Diğer
Yazıları
İçin
Tıklayın

Kokulu gülün ilaç olarak kullanılması çok eskidir. Gül kokusunun hafızayı kuvvetlendirdiği, gül macununun mide ve karaciğere iyi geldiği, gül yağının deri hastalıklarında yararlı olduğu bilgisi en az 500 yıldır tıp kitaplarında yer alır.

Bugün sadece bir süs bitkisi olarak kullanılan gül, insan belleğinde “sevgi ve güzellik” sembolü olarak yer alıyor. Tarihin her devrinde ve her coğrafyada bu sembol aynıdır. Aslında gül bitkisinin serüveni insanın tarihinden önce başlar. Dünya üzerinde insanın binlerce yıllık tarihinden bahsederken gül için milyonlarca yıldan bahsetmek gerekiyor. Gül, taşlara 60 -70 milyon yıllık imzalar bırakmış ve moleküler biyologlara göre ise yaşı 200 milyon yıl. Anavatanının Orta Asya olması, 5000 yıl önceki yazılı kil tabletlerde zikredilmesi de tarihinin eskiliğini gösteriyor.

Gülün ilaç olarak tıp kitaplarında yer alması da çok eskidir.  MS. I. yüzyılda yaşamış olan Dioscorides’in “Materia Medica” diye tanınan kitabında; Gülü zeytinyağı ve şarap içinde bekleterek ilaç hazırlıyor veya kurutulmuş güllerden kokulu toplar yaparak güzel kokusundan faydalanıyordu. 9. Yüzyılda yaşayan büyük hekim Al-Kindi’nin Akrabadin kitabında yer alan tedavide kullanılan formüllerin içinde gül de vardır. Burada gül özellikle; Mide ağrıları, ülserler,  karaciğer hastalıkları, ağrıyan boğaz ve ağız hastalıklarında hazırlanan ilaçların en önemli maddesidir. Ayrıca gül yağını yanıklar, ülser yaraları ve hemoroit merhemlerinin terkibinde kullanır.

Gülün önemine inanan bir diğer hekim 9. yüzyılda yaşamış olan Dînaverî’dir.  “Gül bütün ağaçların nurudur, bütün çiçeklerin şahıdır” diye başladığı bölümünde kırmızı, beyaz gülleri tanıtır, Arabistan’da bahçelerde ve dağlarda güle sık rastlandığını yazar. Tedavide de gülsuyunun ferahlatıcı etkisini kullanır, serinletici niteliğinden dolayı ateşlenmelerde gül suyunu, baştaki hastalıklarda gül yağının başa sürülmesini tavsiye eder. Bunlar başın ateşini alır teskin eder der.

Gülün tıptaki yerini çok iyi tarif eden bir başka otorite de “tıbbın prensi” diye adlandırılan İbni-Sînâ’dır. 11. yüzyılda yaşamış ve yazdığı kitaplarla Doğuda ve Batıdaki tıbbı yüzlerce yıl etkilemiş olan İbni Sina öncelikle gülsuyu ve gülyağının kokusunun etkisini yazar “Hoş kokusundan dolayı ruha hitap eder” der “Onun rahatlatma etkisi vardır, bayılmalarda ve hızlı atan kalplerde çok yararlıdır “. Gülsuyunun hem ruha hem de akla olan etkisini vurgularken beynin çalışma ve algılama gücüne faydalı olduğunu da belirtir.

Osmanlı hekimleri yüzyılların süzgecinden geçmiş pek çok bilgiyi kendi denemelerinden sonra kullanmış, bunlara yeni bilgiler eklemişlerdi. Gülün ilaç olarak kullanılması da Osmanlı tıp kitaplarında çokça yer alır. Celâlüddin Hızır (Hacı Paşa),  Tabîb İbn-i Şerîf,  Şirvanlı Mahmud, Hoca Nusret Efendi gibi pek çok hekim tıp kitaplarında gülle yapılan ilaçlara yer verir. Burada yazılan gül ilaçlarını üç gurupta toplamak mümkün; İlk gurup gülün şeker veya balla kaynatılması ile hazırlanan gül macunu, gülbeşeker, gülencübin, gül şerbeti, gül şurubu gibi ilaçlardır, İkinci gurup, gülün zeytinyağı ve susamyağı ile bekletilmesi ile hazırlanan gül iksiri de denen yağlarıdır. Üçüncü gurup ise gülün damıtılması ile elde edilen gülsuyudur ki hekimlerin vazgeçemedikleri bir ilaçtır.

Gül macunu, şerbeti gibi şekerli ilaçlar mide ve karaciğeri koruyucu olarak tavsiye edilir.  Hazımsızlıklarda, sindirimi kolaylaştırmak amacıyla özellikle ziyafetlerden sonra gül macunu yenilmesinde, karaciğer hastalıklarında gül şurubu içirilerek tedavi edilmesinde hekimler hemfikirdirler. Hamile ve loğusa hanımlar için de gece yatarken bir kaşık gül macunu özellikle tavsiye edilir, bulantılarda rahatlatır.

Gülyağı, gül iksiri dediğimiz, gülün zeytinyağında bekletilmesi ile hazırlanan ilaçlar deri hastalıkları için kullanılıyordu. Derideki kaşıntılarda, çıban, kabarcık, hatta uyuz gibi hastalıklarda bu yağın sürülmesinin çok etkili olduğu, vücuttaki ağrı, sızı şişlikler, kabarcıklar ve sivilceler üzerine sürülmesinin de bu hastalıkları def ettiği yazılır.

Gülsuyu da Osmanlı tıbbında kullanılan önemli bir ilaçtır. Güllerin imbiklerde damıtılması ile elde edilen bu şifalı su pek çok derde deva idi. Gülsuyunun ele dökülüp koklanması ile ferahlatıcı, rahatlatıcı ve serinletici etkisi hemen fark edilirdi. Osmanlı hekimlerine göre gülsuyu; Ruhsal ve duygusal yapıları kuvvetlendirir,  beyni ve aklı güçlendirir, beden ve yaşam kuvvetini arttırır, heyecandan oluşan kalp atışlarını düzenlerdi. Ayrıca baş ağrısını geçirir, iğrenme, öğürmeyi ve kusmayı dindirir, göz kanlanmalarını ve ağrılarını geçirir, dişetlerini güçlendirir, sarhoşluğu ve onun verdiği baş ağrısına çaredir. Bu sebeple hekimler gülsuyunu reçetelerinde çok kullanırlar

Osmanlı hekimlerinin tedavide tavsiye ettiği bu etkiler bugünkü tıp araştırmalarına da yansımıştır. Kanada’da yayınlanan Biochemical Cell Biology adlı dergisindeki makalede gül çiçeği çözeltisi ile fareler üzerinde yapılan denemelerde antioksidan aktiviteyi arttırdığı, lipid peroksidasyonunu düzenlediği ve farelerin yaşama süresinin uzadığını göstermektedir. Bir diğer araştırma 2007 yılının ilk aylarında Science dergisinde yayınlanan Lübeck Üniversitesi araştırmacısı Björn Rasch’ın çalışmasıdır. İnsanlar üzerinde gül kokusunun belleğe etkisi konusunda Rasch ve ekibinin yaptığı çalışmada; Gül kokusu yardımıyla beyindeki süreçler daha yakından incelenmiş ve hatırlamada etkisi gösterilmiş, manyetik rezonans görüntülerinde de gül kokulu odada uyuyan deneklerin hipokampüs bölgesinde daha yüksek etkinlik saptanmış. Gül kokusunun belleğe etkisi Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalında çalışan bir gurup araştırmacı tarafından sıçanlar üzerinde denenmiş.2007 yılın yapılan bu deneysel çalışmada gül yağı aromasının sıçanların öğrenme davranışları üzerine etkisi araştırılmış sonuçta kokulu Isparta gül yağının öğrenme ve hafıza üzerine faydalı etkisi tespit edilmiştir. Dikkat çeken bir başka araştırma ise 2003 yılında Pharmaceutical Biology adlı dergide yayınlanmış. Hindistan’da bir kanser enstitüsünde yapılan araştırmada; Rosa Damascena’nın antioksidan etkisi ve karaciğerdeki etkileriyle kanserde yardımcı olabileceği bildirilmektedir. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalında 2009 yılında yapılan bir araştırmada da “Oksidatif Stresin İndüklediği Sitoksite ve DNA hasarları üzerine R. Damascena’nın etkisi” ispat edilerek, bozulan dokuların düzeltilebildiği ve gençleştirici etkisi olduğu gösterildi. Bu çalışmaları daha pek çok gül araştırmaları takip edeceğe benziyor.

Kokulu gülün (Rosa Damascena) eski tıptaki ilaç etkisini incelerken bizi heyecanlandıran Türkiye’nin dünyada bir numaralı kokulu gül yetiştiren ülke olmasıydı. Isparta ve civarında senede 10.000 ton kokulu gül yetiştiriliyor. Bu güller damıtılıyor ve eterik yağı çıkartılarak parfümeri dünyasına satılıyor. Bu arada yan ürün olarak elde edilen gülsuyu çok az değerlendiriliyor. Eski tıpta pek çok derde deva olan bu güzel çiçekten yeterince yararlanamıyoruz.

Güller tomurcuklandı, yakında açacak. O güzel kokuları ile ruhları rahatlatacak ve gönüllere mutluluk verecek. Siz de bir fırsatını bulup o narin Isparta güllerini koklamak veya onlardan hazırlanan gülsuyu ile ferahlamak şansını bulursanız, bunların çok önemli bir ilaç olduğunu da unutmamanızı ümit ederim. 

İVEK © 2016   /   Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
0212 4106040 bilgi@ivek.org.tr

Merkez Mahallesi Esenler Cd. 5/1 Sk.
No: 10/110 Bağcılar/İSTANBUL